Trekist Sıra Dışı Etkinlikler Grubu

 

 
14.07.2010 17:06




En Yakın Etkinlik
-------------
18 Temmuz
Dere Yürüyüşü
Doğançay



Hava Durumu

Google Grup Listesine
Üye ol


Forum Sayfaları


2010 Aktivitre Raporları

 


Aktivite Yer Tarih Rapor Foto Clip
Mavi Dalış-4 Kemer - Kaş 21-06-2009 Burak Bayram Okan-Burak--Özkan-Funda - Acar
aa
Teknemiz Doğan Balık amca Dernek Bayrağı Batık elleme
Şuursuz dalıcılar Denizhan kanyonda Abla tut şu taşı 2 dakka gelcem şimdi Dalıcılar
Doğan kafana ne kodun Mürekkep yalamış balıklar Kaşın erkekleri Kekova'da dinlenme
Akşam sohbeti Kekova Çıkartması Burada ne oluyor Tülay'a sorun Seneye buluşuruz

MAVİ DALIŞ IV

KEMER - KAŞ - KEMER (20-27.06.2009)
Mavi dalış 3'ün ardından bir sene boyunca Mavi Dalış 4'ü neredeyse iple çektik.
Çünkü MD3 kendinden önceki turların gölgesinde kalmıştı ve sonuçta MD4'ü nasıl daha iyi hale getirip, eskisi gibi keyifli dopdolu bir tatil geçiririz diye düşündük durduk bütün kış...
Bu seneki turumuza herşeyin çok daha iyi olacağı inancıyla başladık.
Bu kez geçen seneki gibi saçma sapan sebeplerden marinada mahsur kalmadığımız için,
"İyi başladık,Allah'ım bu sefer süpper olacak!!!" diye düşünme hakkı buldum kendimde.

Ancak kahpe kader henüz ağlarını örmemişti ve çok geçmeden dalış teknesinde problem olduğu dedikodusu kulaktan kulağa yayılan bir realiteye dönüştü...

Aşırı sıcağın da etkisiyle yüzler asıldı fakat sevgili hocamızın üstün gayretleri, iş bitirici kişiliği ile birleşince bu badireyi atlatmamız uzun sürmedi ve cumartesi günü bitmeden marinadan demir alabildik...

Engin tecrübelerimiz bize gösterdi ki tura kesinlikle BİR (1) tekne ile çıkmak uygundur.

Ama biz yine İKİ (2) tekne ile açıldık Akdeniz'in mavilerine!!!

Kompresör terörünün yanısıra, guleti ve içindeki ahaliyi tarumar eden "dalış seferberlik hali" gibi olumsuzlukları başımızdan savacak bir çözüm arayışı bize, yeniden iki tekne seçeneğini dayatmış oldu.

Dalış teknesinin varlık nedeni olarak yukarıda tanımladığım olumsuzlukların, bu "çözüm" sayesinde ne derece halledilebildiğini takdirlerinize bırakıyorum.

Kemer geçen sene düzenlenen Euro 2008 sebebiyle oldukça enternasyonel bir tatil beldesiydi.

Ancak bu sene iklimi hariç "Küçük Moskova" denebilecek düzeyde Ruslar'ın hakimiyetine girdiğini gördük Kemer'in.Peki bu hakimiyetin niteliği neydi?

Grubumuzun zarif hanımlarını bile kıskandıracak güzellikte kızlar bol miktarda mevcutMUŞ.

O kadar alımlılarMIŞ ki, bırakın teknemizin bekar erkeklerini, partnerinin hışmı pahasına bakmaktan kendini alamayan arkadaşlarımızı bile yakıp kavurmuşlar,Akdeniz Güneşi misali...

Bu kavruklara örnek verecek olursak, bekar arkadaşlarımızdan HBB turun sonuna doğru yan teknedeki potansiyeli görünce, yarım saatte tüm turda yüzdüğünden daha fazla yüzerek bu dalda kırılması güç bir rekora imza atmıştır.Kano performansı ise ayrıca takdire şayandır.

Buna ek olarak HBB'nin kankası Koray'ın da hakkını teslim etmekte fayda var, zira kendisi

uluslararası ilişkiler konusunda tarihin tekerrüre dayandığını ispatlamaya çalışmış ancak fotoğraf çektirmekten çekinen hatun kişi "2.Baltalı Vak'ası" yaşanmasına engel olmuştur. Koray'ın olay sonrasında yaşadığı duygusal buhran inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

Öyle ki çocuk donunu (pardon mayosunu) bile teknede bırakıp kaçmıştır.İstanbul'a dönüşü ardından kendisi uzman bir psikolog grubunun gözetiminde hayatına devam etmektedir.

Çok Önemli Not:

Ben güzel kız falan görmedim,bakanların ve anlatanların yalancısıyım...

Kemer çarşıda tüm vitrini baştan aşağı beyaz olan dükkanların varlığını bilirim o kadar...

Ruslar'ın MD4'e katkısı kızları ile sınırlı değildi elbette.Rus Dili ve Edebiyatı'nın da tekne ahalisi üzerinde kalıcı izler bıraktığını söylemeden geçemeyeceğim.Örneğin "marujjjna" kelimesinin bu kadar komik olduğunu eminim Ruslar bile bilmiyordur...

(Telaffuzumda hata varsa Funda beni düzeltsin.)

Teknemiz ile Kemer'den açılıp akşam saatlerine doğru ilk koya demirlediğimizde sanırım suya ilk giren ben oldum.

Tam bir yıl sonra İstanbul'daki iyi kötü herşeyi geride bıraktıran,unutturan bu ilk atlayış benim için kesinlikle tüm turun en güzel ve en mutlu anı idi.

Organize olamamaktan mı yoksa dalış dünyasına ilk adım atışımızdaki heyecanımızı kaybettiğimizden midir bilinmez, son iki senedir ilk koya yerleşmemizin ardından bir alışma bir keyif dalışı gerçekleştirmez olduk.

Tüplerin hazır olmaması, veya Emrem'in psikopat tavrı ya da başka geçerli bir sebepten dalış yapamamış da olabiliriz elbette, çok fesat gördüm kendimi...Neyse...

İlk günün son saatlerine doğru hepimiz iyiden iyiye yorgunluğa yenik düşmeye başladık.

Çok "action" geçmeyen ilk gecemiz aslında tüm turun bir demosuydu,fakat bizler bunu ancak tatil bitince idrak edecektik...

İkinci gün yani Pazar günü mağaraya inişimiz bir senelik dalış özlemimizi sona erdirmiş oldu.Bu dalışımız uzun bir aranın ardından yaptığımız ilk dalış olması itibariyle özellikle mağara girişi ve çıkışında yaratmış olduğu metrobüs kuyruğu ambiyansı ile kayda değerdir.

Bu seneki farklı yaratığımız bir foktu(Akdeniz foku muydu yoksa?)Nedense çok ilgilenmedik kendisiyle,öyle ki tam donanımlı kameramanımız Cevat Kelle ve eşi (Acar&Hülya) bile tek kare çekim yapmadılar hafızam beni yanıltmıyor ise.

 Aynı günün öğleden sonraki dalışı ise tarihe "gündüz yapılan ilk gece dalışı" olarak geçmiştir.

Önünüzdeki dalgıcın ancak paletinin ucunu görebileceğiniz aşırı bulanık suda yaptık bu dalışı ve sadece 10.1m'ye indikten sonra, amfibi kişiliği ile tanıdığımız, su altında bile uyuyabilen, nefesini asla tutmadan 41m'de bir saat kalabilen, tüm dalgıçların idolü Doğan bile

"çıkalım artık abi ne işimiz var burda" demek zorunda kalmıştır...

 O gün aynı zamanda babalar günüydü ve bu özel günde teknemizdeki tüm babaları tebrik etmeyi ihmal etmedik.En baba gördüklerimiz tabii Okan Abi, Babür Abi ve başkanım idi.

 Çok Önemli Not:Merak etmeyin hergünü teker teker bu kadar ayrıntılı yazıp bu sıcakta sizleri bayıltmayacağım.Zaten hergün ne yaptığımızı hatırlamadığım gibi,kronolojide de hatalar olabilir.Tüm bunlara ek olarak raporumun sonunda eminim herkes "şunu unutmuş,bunu yazmamış" diye bir araba laf da edecek...Bu nedenle hepinizin affına sığınıyorum...

 Derken Kekova'ya geldiiiik...
Kekova'yı bu kez kalesinin tepesine kadar keşfetme fırsatı bulduk.Kaleye çıkışımız sırasında karşılaştığımız bir nine sanırım hepimizde saygı ve sevgi  uyandırmıştır,zira o sıcakta ve o yaşta kekik satıyordu, belki geçinmek belki de vakit geçirmek için.

Bizler nineden kekiklerini hemen alıp bu sıcakta yukarılara kadar taşımaktansa, inerken almayı uygun bulduk.

Fakat indiğimizde ninemiz ortalarda yoktu.Hepimiz onu göremediğimiz için gerçekten üzüldük.Balım, biz ninenin yanından ayrılırken onun arkamızdan uzun uzun ve biraz da hayal kırıklığı içinde baktığını söyledi.

Sanki o kekikleri hemen o dakika alsak, belki üstüne bir de hayır duası almış olurduk diye düşünmeden edemedim...

Kaleye girişimiz esnasında müze girişi muamelesi ile karşılaştık ve hepimiz neredeyse 8'er lira vermek durumunda kalacaktık ki, Apo(-yani kaptanımız&kurtarıcı kahramanımız ayol) bize kefil oldu da bedavadan girebildik içeri.

Buharlaşma derecesinde terleme ve yorgunluk tepeye çıktığımızda mukafatını da veriyor doğrusu.Tüm coğrafya artık ayaklarımızın altında ve bizler akşam güneşini de fırsat bilerek bol bol fotoğraf çektik.

Aşağı inişimizde ise mola verdik.Gözlemeler yedik,ayranlar ve portakal suları içtik.

Bu şekilde biraz toparlanıp kendimize gelme fırsatı bulmuş olduk.Yanılmıyorsam bu molanın sponsoru Babür Abi idi.

Bu sene "Okaaaaaann Çatlaaaaaa!!!" diye bağırmadı ama teknedeki balık ziyafetleri, dondurma partileri ve elbette gelenekselleşen irmik helvası günü ile bizleri her zaman sevindirmeyi bildi.Bunlara ek olarak ekibimize kazandırdığı boyun egzersizi ise unutulmazlar arasına girecektir.Belen'le yaptıkları Arapça diyaloglardan ise hiiç bahsetmiyorum, zira onlar üzerinde biraz daha çalışırlarsa sağlam stand-up çıkarırlar ve kendileri aktarabilirler.

Bu dialoglar Belen'i komedyen yapmakla kalmayıp üstüne bir de gelin yapacaktı ki maalesef tatil bitti...

Turumuzda dalmak,yüzmek ve diğer bazı temel faaliyetler haricinde zaman ayırdığımız en önemli aktivite fotoğraf çekmektir.

Teknemizin en güzel hanımları(balımdan sonra) Tülay ve Funda ise objektifinizde görmek isteyeceğiniz en nadide konulardır.

Ancak ne büyük talihsizliktir ki benim gibi kabiliyetsiz ve kötü bir fotoğrafçıya denk geldiler.

Yıllara meydan okuyan güzelliklerini ben becerip de karelerime yansıtamayınca oldukça öfkelendiler.Fakat neyse ki bu kez İpek vardı.Kendisi bu sanata yeni merak salmış olmasına rağmen saygıdeğer hocası HBB sayesinde kısa sürede kayda değer gelişim göstererek oldukça başarılı kadrajlara imza attı.HBB'nin ve İpek'in daha sonra çektiği kareler Tülay ve  Funda'nın yüzlerini tekrar gülümsetmekle kalmadı, adeta "fotoğraf bööle çekilir" dedirtti.

Derken Kaş'a geldiiiik...

Kaş'ta ne yaptığımızdan bahsetmeye lüzum görmüyorum.Okan Abi'nin motosiklet kazası, Türkiye-Almanya maçı vs.'yi saymazsak geçen senenin aynısıydı...

Benim için turun en önemli günü ise Kaş'tan ayrılıp kanyona demirlediğimiz gündür.

O gün biraz limitleri zorladık ve 50m'nin altına inerek gerçekten adrenalin yüklü bir dalış gerçekleştirmiş olduk.Ekip olarak dibe indiğimizde başkanım sağ tarafımda kaldı ve onun benden daha derine indiğini göremediğim için ünvanımı kaptırmış oldum.

Zaten zamanında hakkıyla 48m'ye inmeyip aslında düştüğüm için, bu sefer başkanımın ardından ikinci sırada yer almak benim için çok büyük bir başarı oldu.

Ancak ikinciliğim de şüpheli, çünkü Belen son dakika gelişmesi olarak başkanın hemen yanında kendisinin olduğunu ifade etti.

Aşırı derinlikte azot narkozu beni ve başkanımı ikincilik konusunda yanıltmış da olabilir tabii.

 Günler hızlıca akıp gidiyordu,sonuçta tatilde kural budur.

Umut ilk dalışlarını başarılı bir biçimde gerçekleştirdi.Zaten suyla arası en iyi tatilci oydu ve yüzmekle ilgili her fırsatı değerlendirdi;kaçırıldığımız zaman bile...

Koray da dalışla ilgili bir sıkıntı yaşamadı.Teknedeki ilk seneleri olduğu için Umut'la aralarında bir "yakınlaşma" oldu ve genelde birlikte vakit geçirip sohbet ettiler.Bu sohbetlere Koray için "benim erkek versiyonum" diyen Belen eşlik etti zaman zaman.

Denizhan üniversitedeki ilk yılının etkisiyle olsa gerek inanılmaz uslu ve sakindi tatil boyunca.Buna "proje teslimi sonrası sendromu" da eklenince pasifize olmuş gitmiş dağ gibi delikanlı.Ara sıra sualtına inince içindeki enerji kıpırdanır gibi olmuyor da değildi hani...

Tülay sosis,palet vs.aksesuvarlarla yüzen bir hatundan dalış yapabilen bir denizkızına dönüştü bu sene.Görkemli bir törenle bikinisi göndere çekildi ayrıca.Kendisiyle son derece özdeşleşen bikinisinin ardından göz yaşlarına boğuldu.Yanında maalesef yedek bikini vardı...

Belen ayağını sakatlayarak ve mozaik pasta yaparak bunları gelenekselleştirmeye ne kadar kararlı olduğunu gösterdi.

Ancak sakarlık konusunda kimse balımın eline su dökemedi.Teknede ve suda geçirmediği kaza kalmadı.Tanrıya onu bana bağışladığı için şükrediyorum.

Acar ve Hülya sualtı fotoğraf ekipmanlarının bakımından fırsat bulduklarında, ancak nefes alabildiler o kadar.Ha bir de kahvaltılarda Nutella'ya taaruzlarını bertaraf etmeye çalıştığımı hatırlıyorum.

Beyhan ise devamlı halkalardan falan bahsetti durdu.Zayıf mıymışlar ne?

Bir de Emrem'e yüzemeyip denizin ortasında kalınca kondüsyondan ve sigaradan dem vurarak,"bırakacağım sigarayı,şunu söndüreyim bitiyor" gibisinden cümleler kurdu.

Bir ara HBB,başkanım ve sonradan katılan Koray içlerindeki feminen yanı bastıramadılar ve ortaya evlere şenlik görüntüler çıktı.

Anahtar kelimeler:Fular,Kırmızı,Seksi(ıııyyykk),Marilyn Monroe...

Detaylı fotoğraflar Okan Abi'den temin edilebilir.

 HBB heyecan dolu dalışların adamı oldu bu sene.Mesela bir seferinde tüpü kaydı.Bense müstakbel badisi olarak müdahale edeceğim yerde, teknoloji harikası dalış bilgisayarımla ilgilendim.Allah'tan Belen koptu geldi kırık ayağı ile yardıma da, HBB kötü badi kurbanı olmaktan kurtuldu.

Action yapmak konusunda da tam puan alan HBB,artık bir dalış liderinde bulunması gereken tüm vasıflara sahip birisi haline geldi.Böylece benim hatırladığım kadarıyla üç ya da dört dalışta ekip liderimiz oldu.O da kendine güvenenlerin yüzünü kara çıkarmadı ve ekibini başarılı bir biçimde her seferinde girdiği noktadan çıkarmayı bildi.

Ben bu yüce insandan seneye kendi dalış ekibi ile mavi tur düzenlemesini bekliyorum artık.

Yöneteceği dalışlarda Doğan Hoca ile Kerim Hoca'yı da badi yapsın...

 Veeee mavi dalış tarihinde bir ilk!!!

Kaçırıldık!!!

Evet evet fiilen kaçırıldık.Dalış sonrasında Emrem "yetti gari ben ana gemiyi takip etmeycem,o beni takip etsin"dedi ve gerçekten de öyle oldu.Dalış teknemizin kaptanı kafasına göre gitti bir koya demirledi,bizler de ıslak neoprenlerimizle ana geminin gelip bizi kurtarmasını bekledik çaresizce.

Çaresizce diyorum çünkü hemen herkes insan gibi yaklaşıp adamla konuştu, ikna etmeye çalıştı.Ama adam uzlaşmak niyetinde olmayan, konuşarak anlaşmaya varılabilecek tarzda biri değildi.Biz ise tatile gelmiş,hır gürden uzak eğlenmek niyetinde olan medeni bir gruptuk.Elbette adamı eşek sudan gelinceye kadar dövüp,ana tekneye kendimiz "vira!" diyecek kadar kaba insanlar değildik.

Hal böyle olunca bu satırları okuduğunuz şu dakikalarda bizler hala Kemer-Adrasan civarında bir koyda Robinson-Cuma mizanseni yaşıyor olabilirdik,

eğer Apo (-yani kaptanımız&kurtarıcı kahramanımız ayol) bizi gelip almasaydı...

Çıkarılacak ders:Sizin konuştuğunuz lisan kadar, karşınızdakinin anladığı lisan da önemlidir...

 Derken Kemer'e döndüük...

Cuma gecesi, altı gün önce başladığımız noktadaydık.Okan Abi ve ekibi gündüz sıcağında yola çıkmak yerine geceden gitmeyi tercih ettiler doğal olarak.

Doğan ve Umut ayrılmışlardı zaten.Böylece nüfusumuz altı kişi azaldı.

Bizim için dönüş ise ertesi günün akşamı sekiz civarındaydı.

Sabah olup kahvaltının ardından on sularında tekneyi boşalttık ve Kemer'in sıcağının ortasında kendimizi nerelere atsak diye debelenip durduk.Her kafadan ayrı ses çıkıyordu ve tam bayılacaktık ki, imdadımıza eski bir dost yetişti:Geçen seneki turun kaptanı(Adı neydi Tülay?)

O bize Ulupınar'a gitmemizi önerdi.Olimpos'un üst kısmında, nispeten serin ormanlık alan içinde yer alan bir alabalık çiftliğine gitmiş olduk böylece. (Tülay,Beyhan,Belen,Funda,başkanım,balım,ben)

Acar ve Hülya araç kiralayıp kendi programlarını uyguladılar,ancak daha sonra onlar da Ulupınar'da bize katıldılar.

Babür Abi ve ailesi de hatırladığım kadarıyla araç kiralayıp vakit geçirdiler ve Acar&Hülya gibi akşama doğru Ulupınar'da bizi buldular.

 Böylelikle gece dalışı yapmadan MD4'ü kazasız belasız tamamlanmış olduk.

Seneye ekibimizin neler yapacağı henüz netleşmiş değil elbette.

Daha teknedeyken yurtiçi yada yurtdışı alternatifler konuşulmaya başlandı bile.

Ancak özellikle Babür Abi'nin Güney Afrika maceralarını da izledikten sonra Kızıldeniz fikri sanki beni biraz daha heyecanlandırdı.

Birçok kriterin hesaba katılmasıyla belirlenecek olan tercih için muhtelif toplantılar ve sohbetler gerçekleştirileceği kesin.Daha sıkı iletişim içinde olmamız, dirsek temasını kaybetmememiz gerektiği de kesin.

 Emeği geçen ve katılan herkese kendi adıma teşekkür ediyorum.

Saygı ve sevgilerimle

Burak Bayram

 KATILIMCILAR
Başkanım         Umut               Denizhan          Okan Abi        Acar                            

Funda              Tülay               HBB                Balım               Hülya              

Koray              Babür Abi        Beyhan Ben     Kerim Hoca    Barbaros                        

Belen               Bahadır            İpek                 Batuhan           Doğan Hoca

Çok Önemli Not:Aşağıdaki tüm kategorilerin birincisi aslında tartışmasız HBB'dir.

Bu liste alternatif olarak hazırlanmıştır.

 En iyi fotoğraf san'atçısı:                                  HBB

En seksi iyi fotoğraf san'atçısı:                          İpek

En sakar:                                                         Balım

En çok fotoğrafı çekilen:                                  Balım

En çok denizden ve güneşten faydalanan:         Umut

En yakışıklı erkek:                                           Okan Abi

En güzel erkek:                                               Monroe Koray

En psikopat:                                                    Emrem'in kaptanı

En kahraman:                                                  Doğan'ın kaptanı

En seksi dalgıç:                                                Tülay

En derin:                                                          Başkanım

En donanımlı dalgıç:                                         Acar

En şarapçı:                                                      Funda

En büyük kayıp:                                              Michael Jackson

En başarılı ticari performans:                            Doğan

 

 


Duyurular

TEMMUZ 2010
-----------------------
Grup Buluşması
15.07.2010
Beyoğlu buluşmsı Detaylar için tulaykara2008@hotmail.com
------------------
Eğitim - Seminer

-----------------
Amatör Tiyatro Grubu Buluşması
Eylül ayına kadar ara verilmiştir
-----------------
Dalış eğitimleri devam etmektedir
-----------------
Sunum


sorularınız için trekist@gmail.com adresine mail atınız



Basından



En Son Etkinlik



Haftanın Elemanı Köşesi
İlayda ve Nil
06.06.2010
Serindere yürüyüşünde ki performansı nedeni ile haftanın elemanı seçilmiştir.
Tebrikler.







  Trekist Doğa Aktiviteleri Grubu